Enki’den

özgürlük hakkında
 

çikolata adam.

Posted by admin under Linux, genel on Kasım 5th, 2008.

Uzun zamandır LKD gezegenine iniş için bekliyordum.Yada baş vuralı uzun zaman olmuştu.Kişisel olarak zenci kategorisinde göründüğüm gibi bir alınganlığım da var.Nihayetinde gezegene iniş gerçekleşmiş.Bunu bir arkadaşımla paylaştığımda bana hemen ” Kendini ne zaman attırmayı planlıyorsun”sorusu geldi.Oysa benim hiç bir yerde boyle bir isteğim olmadı.Malisef ikinci nesil uzaylı gibi bazı yeni kavramlara uyum sağlayamıyorum.Sanal yada yapay empati gibi.Bize harbi olmak ve için dışın ne ise oyle davranmak öğretildi.Bu nedenle kıvıramıyoruz pek.

Çikolata adam lazım bize de bizi şirin gösterecek.Nasılsa değişmeyeceğim yada benim gibiler değişemeycek o halde bizede amerikan icadı çikolata adam lazım sevimli gösterecek.Evet dünyanın efendisinin seçimi yapıldı ve bir çikolata adam kral oldu.Oldukça empatik ve oldukca idealist sözler söyledi.Herkes sevdi ve sevindi.Bu çikolata adam tekelciliğede karşı cıkar haksız rekabeti önler insanlığın gelişimi için eşit fırsat olanaklarını tanır.Fakirleri korur gözetir.Babaları müslümanmış dini inançları müslümanları 11 eylül katili gibi görmeyi engeller belki. :) Neyse uzatmadan herkese selam.

Değişen hiç bir şey yok yine newyorklu beyaz yakalı kapitalistler ellerinden gelen çıkarcı ilişkileri sürdürecekler sömürmeye devam edecekler öldürmeye devam edecekler.Biz de çikolata çocukla teselli olmaya çalışacagız. Tabi sizde.

karma ekonomi-kapitalizm değil.

Posted by admin under genel, özgür yazılım ve özgür felsefe on Ekim 23rd, 2008.

17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında İzmir’de eski Banka-Han olan binada yapıldı.İktisat vekili Mahmut Esat (Bozkurt) Bey’in 13 Şubat 1923 tarihinde verdiği beyanata göre Türkiye İktisat Kongresi “Hükümetin Delaleti” ile toplanmıştır. Anadolu Ajansı 13 Şubat 1923′de Mahmut Esat (Bozkurt) Bey, aynı beyanat da Kongrenin amacını şu şekilde belirtmektedir : “Bu Kongreyi millet ve memleketimizin kabiliyet ihtiyacat-ı iktisadiye sini elbirliği ile tetkik ederek ona göre bir ittila usulü vaz ve tetkik eylemek aynı zamanda memleketimizin muhtelif ve şimdiye kadar yek diğerine yabancı kalmış iktisat amillerinin birbiri ile tanıştırmak için açıyoruz”. Kongrede ele alınacak sorunlardan bazılarını Kongre Heyeti;Türkiye’de kredi meselesi,İstihsalin tanzimi,Gümrük meselesi,Vergiler,Vesait-i Nakliye başlıkları altında ayrıntılı bir rapor şeklinde işleyerek; 23 Şubat 1923′de yayınlamıştır.
Türkiye’nin çiftçi, tüccar, sanayi ve işçi zümrelerinden seçilen 1135 üyenin katıldığı bu kongrede bir Misak-ı iktisadi ile çiftçi, tüccar, sanayi ve işçi gruplarının hazırladıkları “İktisadi Esaslar” tartışıldı ve kabul edildi.
İzmir’in kurtuluşundan 5 ay sonra ve Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından 4 ay önce toplanan Türkiye İktisat Kongresi Anadolu kurtuluş hareketinin iktisadi yönünü göstermesi bakımından, son derece önemlidir. Anadolu Ajansı’nın 5 Mart 1923 tarihli bir haberinde; “tab ve neşredilecek bilumum kitapların ilk sahifelerinde Misak-ı İktisadi esasları gayet okunaklı bir surette yazılacaktır. Kongre Divanınca bu babda alakadarına tebligat icrasına karar verilmiştir” denilmesine rağmen iktisat kongresi ile ilgili tebliğler sadece Osmanlıca “İktisat Esaslarımız” adlı bir kitapçık ta yayınlanmıştır. Kongreye her kazadan gönderilen sekiz kişi Atatürk’ün açılış nutkunda belirttiği üzere milleti temsil ediyor ve delegelerin söyleyeceklerine itibar edeceklerini bildiriyordu. Tüm bunlara rağmen,toprağa sahip olmadan çalışan ortakçı ve yarıcının kongrede tam olarak temsil edilemediği de aşikardır.
Öte yandan işçi grubunun iktisat esaslarının 34. maddesi tarım işçilerinin ve toprağa sahip olmayan köylünün kongrede temsil olunmadığı kanısını doğrulayacak niteliktedir. Bu maddeye göre “Ziraat işlerinde kullanılan işçiler yukarıdaki (işçi grubunun iktisat esaslarını içeren) maddelerin ahlakından müstesnadır.” Bir başka deyimle ,Kongrede sanayi ve işçilerini temsil edenler,tarım işlerinde çalışıp Kongrede temsil edilemeyen işçilerin çıkarlarını savunmayı düşünmemişlerdir.
Eldeki belgelerden anlaşıldığına göre Kurtuluş Savaşı’nın sürüp gittiği yıllarda bile Ankara Hükümeti imkanlar ölçüsünde sosyo-ekonomik konularla ilgilenir ve uğraşırken, bu arada madencilik konusuyla da ilgilenmiş,özellikle Zonguldak Kömür Havzası’ndaki durum gözden kaçmamıştır. Kongrede bu duruma da değinilmiştir.
Bu kongrede alınan kararların çoğu zamanla tatbik edilmişse de, özellikle tarımla ilgili maddeler günümüzde dahi tam anlamıyla amacına ulaştırılamamıştır. Netice itibariyle, İzmir İktisat Kongresi ile başlayan bir fikri gelişmenin oluşması, ekonomik envanterlerin belirlenmesi, model arayışları ve belli ölçüde uygulamaya başlama dönemidir. Bu dönemde ekonominin sahip oldukları ve olmadıkları belirlenmiş, ekonomik hedefler tayin edilmiş, karma ekonomi modelinin temelleri hazırlanmıştır.
17 Şubat - 4 Mart 1923 tarihlerinde İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresinin en önemli kararlarını şöyle sıralamak mümkündür.

1. Hammaddesi yurt içinde yetişen veya yetiştirilebilen sanayi dalları kurulması gerekmektedir.
2. El işçiliğinden ve küçük imalattan süratle fabrikaya veya büyük işletmeye geçilmelidir.
3. Devlet yavaş yavaş iktisadi görüşleri de olan bir organ haline gelmeli ve özel sektörler tarafından kurulamayan teşebbüsler devletçe ele alınmalıdır.
4. Özel teşebbüslere kredi sağlayacak bir Devlet Bankası kurulmalıdır.
5. Dış rekabete dayanabilmek için sanayinin toplu ve bütün olarak kurulması gerekir.
6. Yabancıların kurdukları tekellerden kaçınılmalıdır.
7. Sanayinin teşviki ve milli bankaların kurulması sağlanmalıdır.
8. Demiryolu inşaat programına bağlanmalıdır.
9. İş erbabına amele değil, işçi denmelidir.
10. Sendika hakkı tanınmalıdır.

Saat 10′ da başlayıp, 11,15 de kapanan ilk oturumda alınan aşağıdaki genel karalar, şöyledir;

Madde-1: Türkiye, milli hudutları dahilinde, lekesiz bir istiklal ile, dünyanın sulh ve terakki unsurlarından biridir.
Madde-2: Türkiye halkı hakimiyetine, kanı ve canı pahasına elde ettiğinden, hiçbir şeye feda etmez;ve milli hakimiyete müstenit olan meclis ve hükümetine daima zahirdir.
Madde-3: Türkiye halkı, tahribat yapmaz; imar eder. Bütün mesai iktisaden memleketi yükseltmek gayesine matuftur.
Madde-4: Türkiye halkı, sarf ettiği eşyayı mümkün mertebe kendi yetiştirir. Çok çalışır, vakitte, servette ve ithalatta israftan kaçar. Milli istihsali temin için icabında geceli gündüzlü çalışmak şiardır.
Madde-5: Türkiye halkı, servet itibarile bir altın hazinesi üzerinde oturduğuna vakıftır. Ormanlarını evladı gibi sever, bunun için ağaç bayramları yapar ; yeniden orman yetiştirir. Madenleri kendi milli, istihsali için işletir ve servetlerini herkes den fazla tanımağa çalışır.
Madde-6: Hırsızlık, yalancılık, riya ve tembellik en büyük düşmanımız; taasubdan uzak dindarene bir selabet her şeyde esasımızdır. Her zaman fa ideli yenilikleri severek alırız. Türkiye halkı mukaddesatına, topraklarına, şahıslarına ve mallarına karşı yapılan düşman fesat propagandalarından nefret eder ve daima bunlarla mücadeleyi bir vazife bilir.
Madde-7: Türkler, irfan ve marifet aşığıdır. Türk, her yerde hayatını kazanabilecek şekilde yetişir; fakat her şeyden evvel memleketinin malıdır. Maarife verdiği kutsiyet dolayısıyla ( Mevlûdu şerif) Kandil günü, aynı zamanda bir kitap bayramı olarak tes’id eder.
Madde-8: Birçok harpler ve zaruretten dolayı eksilen nüfusumuzun fazlalaşması ile beraber sıhhatlerimizin, hayatlarımızın korunması en birinci emelimizdir. Türk mikroptan, pis havadan, salgından ve pislikten çekinir, bol ve saf hava, bol güneş ve temizliği sever. Ecdat mirası olan binicilik, nişancılık, avcılık, denizcilik gibi bedeni terbiyenin yayılmasına çalışır. Hayvanlarına da aynı dikkat ve himmeti göstermekle beraber cinslerini düzeltir ve miktarlarını çoğaltır.
Madde-9: Türk, dinine, milliyetine, toprağına, hayatına ve müessesatına düşman olamayan milletlere daima dosttur; ecnebi sermayesine aleyhtar değildir. Ancak kendi yurduna kendi lisanına ve kanununa uymayan müesseselerle münasebette bulunmaz. Türk, ilim ve sanat yeniliklerini nerede olursa olsun doğrudan doğruya alır ve her türlü münasebette fazla mutavassıt istemez.
Madde-10: Türk, açık alın ile serbestçe çalışmayı sever; işlerde inhisar istemez.
Madde-11: Türkler, hangi sınıf ve meslekte olurlarsa olsunlar, candan sevişirler. Meslek, zümre itibarile el ele vererek birlikler, memleketini ve birbirlerini tanımak, anlaşmak için seyahatler ve birleşmeler yaparlar.
Madde-12: Türk kadını ve hocası, çocuklarını iktisadi misaka göre yetiştirir.

Musatafa Kemal’in Kongreyi Açış Konuşması’ndan:
“…EFENDİLER !
Tarih, milletlerin, yükseliş ve çöküş nedenlerini ararken birçok siyasi, askeri, içtimai sebepler bulmak da ve saymaktadır. Şüphe yok, bütün bu sebepler, sosyal olaylarda da etkilidir. Fakat bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla, yükselişiyle alakadar ve münasebetdar olan, milletin iktisadiyatıdır. Hakikaten Türk Tarihi tetkik olunursa bütün yükseliş ve çöküş nedenlerinin bu iktisat meselelerinden başka bir şey olmadığı anlaşılır.
EFENDİLER!
Tarihimizi dolduran bunca muvaffakiyetler, zaferler ve yahut mağlubiyetler yıkılış ve felaketler bunların kaffesi vukua geldikleri devirlerdeki ekonomik durumumuzla münasebatdar ve alakadardır. Yeni Türkiye’ mizin layık olduğu mertebeye ulaştırabilmek için behemehal iktisadiyatımıza birinci derecede önem vermek mecburiyetindeyiz. Çünkü zamanımız bir iktisat devresinden başka bir şey değildir.”

kaynak wikipedia.

Hala güncel olduğunu düşünüyorum (bir kaza sonucu silinmişti).

Posted by admin under genel, özgür yazılım ve özgür felsefe on Ekim 23rd, 2008.

Türkiye’nin bağımsızlığından
başka bir şey istemedim.
Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz.
Ve ben 24 yaşındayken kendimi
Türkiye’nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum.

Bizlerin tek özlemi tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye’nin bağımsızlığıdır. Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye’nin bağımsızlığını temin edemedik.

Biz 50 sene evvel Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları olarak Kurtuluş Savaşı’nın gerçek tahlilini yapmaya her zaman için muktediriz. Biz yine çok iyi biliriz ki Türkiye Kurtuluş Savaşı’nı yapmak için Samsun’a çıkanlara İstanbul örfi idaresince ve mahkemelerince idam cezası verilmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki, Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı’na iştirak etmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki Kurtuluş Savaşı yapıldığı sırada İstanbul’da bulunanlar bunları yapanlara eşkıya demiştir.

1950 tarihinde Amerikan emperyalizmi iktidara geldi. Demokrat iktidar 27 Mayıs 1960′da tarihe gömüldü. Demokrat Parti gitti, bunun gitmesiyle tellaklar değişmedi. 27 Mayıs’ı kastetmiyorum, bundan sonrasını kastediyorum. Hamam aynı fakat bu defa da tellaklar değişti. Amerika bu dönemde imdada yetişip İnönü’yü düşürdü, Demirel’i iktidara getirdi.

Mustafa Kemal’e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz

Öğrenci hareketlerine gelince, Türkiye’de öğrenci olayları 50-60 senedir eksik olmamıştır. Sultan Hamit’in Tıbbiye talebelerini Sarayburnu’ndan denize attığı tarihten itibaren öğrenci hareketleri Türkiye’de devam edegelmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında faşizme hayır diyen gençler ilerici gençlerdi. Ve 28 Nisan 1960 tarihinde özgürlük savaşı veren gençlerdir. Amerikan emperyalizmi tarafından İnönü hükümetten düşürüldüğünde protesto gösterisi yapan gençler ilerici gençlerdir. Anayasa’ya Bağlılık Mitingi’ni de bizler yaptık. O günün mitinginde iktidarın kiralık adamlarından ve polisinden dayak yiyen de gene bizlerdik.

1968 senesine gelince, üniversiteler öğrenciler tarafından işgal edildi. İşgalleri gayet meşru idi ve kürsü ağaları dahi bu işgallerin haklılığını hiçbir zaman inkar edemedi. Aynı yılın Temmuz ayında Amerikan Filosu’na karşı gösteri yapanlardan Vedat Demircioğlu polis tarafından hunharca öldürüldü. İktidarın kiralık kuvvetleri ve polisi hunharca devrimcilerin üzerine saldırdı. 20′ye yakın devrimci öldürüldü. Bunların hiçbirinin katili bulunamadı. Polis karakolları işkencehane haline getirildi. Hiçbir savcı buna karşı çıkmadı. Fikir özgürlüğünü ve Anayasa’yı paravan yapanlar “önceden Atatürkçü geçinirken O’nun fikir ve şahsiyetini de küçük görmeye başladılar, sadece Mustafa Kemal tarafını beğeniyorlardı.” suçlamasını kesin olarak reddediyorum ve asla kabul etmiyorum. Diğer yurtseverler de bunu kabul etmez.

Gerçekler örtülmek isteniyor. Mustafa Kemal’e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz. Onun İstiklal-i tam prensibini, ve onun istiklal-i tam Türkiye idealini yalnızca biz devam ettiriyoruz.

Anayasa’yı en fazla savunan bizleriz

İddianame’de bizim Anayasa’yı cebren ilgaya teşebbüs ettiğimiz ileri sürülmektedir. Öteden beri arzetmiş olduğum gibi, bu ülkede Anayasa’yı en fazla savunanlar bizleriz. Anayasa’yı ihlal edenlerse ortadadır. Anayasa’nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. Anayasa’yı uygulamayan yavuz kimselerse hâlâ ortadadır. Ve yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler. Bile bile iddia makamı bizim Anayasa’yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir.

İdddia makamı bizim vermekte olduğumuz Bağımsızlık Savaşı’na karşıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na karşı, reformlara karşı ve bu nedenle bizim Anayasa’yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir. Çünkü Süleyman Demirel hâlâ ortada gezmektedir. Kudreti yetiyorsa Süleyman Demirel hakkında aynı şekilde dava açsın, onlar 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya alışmışlardır.

Amerika sizin döneminizde ülkeye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız

Bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan mahrum eden hepiniz dahil sizlersiniz. Çünkü Amerika sizin döneminiz sırasında Türkiye’ye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız. Ve Demokrat Parti iktidarına 10 yıl ses çıkarmadınız. Ta ki 38 yurtsever subay ses çıkarana kadar ve onları devirene kadar. Ve bugün aynı savcılar bu şahıslar hakkında da idam kararı istemektedir. Süleyman Demirel’in Anayasa’yı ihlaline ve despotizmine ve ülkeyi Amerika’ya satmasına ses çıkarılmadı.

Ve meydanlarda bunlara karşı bizler dövüşmek zorunda kaldık, bizler kurşunlandık. Ve sonunda idam isteğiyle buraya getirildik

Bizim düşmanımız
Amerikan emperyalizmi ve yerli işbirlikçileridir

Dediğim gibi Türkiye’yi bu hale getiren eski yöneticilerin bütün suçları bize yüklenmek istenmektedir. Bütün eski idarecilerin suçu bize yükletilmek istenmektedir.

Türkiye’nin bağımsızlığından başka hiçbir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk. Varlığımızı Türkiye halkına armağan ettik. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir. 12 Mart Muhtırası muvaffak olmasaydı bizi itham eden makam onları da aynı şekilde itham ederdi. Buna da kanaatim tamdır. 12 Mart Muhtırası Anayasa’nın uygulanmadığını iddia etmektedir ve parlamentoyu açıkça suçlamaktadır.

Biz strtaejik olarak düşüncelerimizi hiçbir zaman saklamayız. Hangi şartlar altında olursak olalım bunu açıkça söyleriz. Düşüncelerimizi mezara kadar götürürüz. Nasıl burada namluların ve dipçiklerin gölgesi altında konuşuyorsak düşüncelerimizi her zaman açıkça ifade ederiz. Bizim Anayasa’yı ilgaya teşebbüs gibi bir kastımız bulunsaydı, bunu da burada açıkça söylemekten çekinmezdik. Bizim böyle bir amacımız yoktur.

Bizim düşmanlarımız Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileridir. Yani emperyalizm ile işbirliği yapan patronlar, feodal mütagallibe yani bezirgânlar, tefeciler. Toprak ağaları ve diğer işbirlikçileri ve bizim bütün eylemlerimiz bu hedefe yönelmiş bulunmaktadır. Bunun dışında başka bir hedefimiz yoktur.

Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken mili bütünlüğü bozmakla suçlanıyoruz

Bizim kişi güvenliğini, mülkiyet hakkını, egemenlik ilkelerini, milli bütünlüğünü bozmak için harekete geçtiğimiz iddiaları vardır. Kişi güvenliğini ihlal edenler kimlerdir. Bunu evvela tesbit etmemiz lazım. Karakollarda işkence gören bizler olduk. Meydanlarda kurşunlanan yine bizler olduk. Bakanların emriyle hapishanelere atılan bizler olduk. Buna rağmen kişi güvenliğini bozan olmakla itham ediliyoruz. Yukarıda anlatılan asıl kişi güvenliğini bozanlar ise serbestçe meydanlarda dolaşmaktadır.

Mülkiyet hakkını ortadan kaldıracağımız iddia ediliyor. Bizatihi Anayasa mülkeyet hakkını toplum yararına kısıtlamıştır. Mutlak mülkiyet hakkı tanımamıştır. 50 köye sahip bir toprak ağasını anayasamız kabul etmemiştir. Egemenlik ilkelerine karşı çıkanlar halkın sırtından geçinenlerdir.

Ayrıca milli bütünlüğe karşı çıkmakla da suçlanıyoruz. 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır. Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür.

21 yılın hesabını 21 gençten sormak istiyorlar

Mustafa Kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı. İddianame baştan beri sırf kelle istemek maksadıyla hazırlanmıştır. Şeklen de hukuk mantığından mahrumdur. Hukuki kıymet ve değerden mahrumdur. 21 yılın hesabını 21 gençten sormak maksadıyla ve suçluların telaşı içerisinde hazırlanmış bir iddianamedir.

Ben şunu iddia ediyorum ki, hareketimiz tamamen Anayasal bir harekettir. Anayasa’nın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple Anayasal bir davranışta bulunduk. Yaptıklamızın haklı olduğuna inanıyorum. Halen de bu inancı taşıyorum.

Türkiye’nin bağımsızlğından başka bir şey istemedim. Ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün. Ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye’nin bağımsızlığına armğan etmekten onur duyuyorum. Bu bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz

Deniz Gezmiş

Dünyaya kimin gözleri ile bakıyoruz ?

Posted by admin under Linux, özgür yazılım ve özgür felsefe on Haziran 26th, 2008.

Bu soruyu kendime sorduğumda yanıtı çok kolay verebiliyorum.Türk vatandaşı olarak bağımsızlığı ruhumuza kazımış Mustafa Kemal´in evladı olarak bakıyorum diyebilirim.Ayrıca hukukçu kimliğim gereği haklı haksız ayrımını sürekli yaparak yaşıyorum.İşte bunlar benim gözlerim.Peki biz dediğimizde,yani bu ülkenin insanları olarak nasıl bakıyoruz ?

Asıl mesele burada başlıyor.Ayakkabısının markasından yemek yediği lokantanın adına kadar marka ve gösteriş bağımlısı Türk görünümlü gringo olarak görüyorum bizi ben.Köyünde hala taş ile büyük abdestini yapan insanlar varken Paris´te diordan alış veriş yapan bizi görüyorum.Açlık sınırının altında 12 milyon insan yaşarken kapalı kaynak kod çetelerine milyonlarca dolar ödeyen bizi görüyorum.

Şimdi benle bizin çeliştiği noktada hukukçu olarak bir şeyler söylemek beyninizde fırtınalar yaratmak ve gözlerinize yeni gözler eklemek isterim.Türk Ceza Yasasında sanırım 220 ci maddede bir tanım var suç işlemek amacı ile örgüt kurmak.Bunun gerçekleşebilmesi için ise en az üç kişi gerekiyor.Bu üç kişi bu suçu örgüt kurarak yardım ederek propagandasını yaparak işleyebiliyor.Nereye geleceğim sanırım anladınız.Konumuz özgür yazılım olunca karşıtı özgür olmayan yazılım yani kapalı kaynak kod ve onun savunucuları olduğu açıktır.

Bu gün tüm dünyada bu özgür yazılım karşıtı gizli kodcu yazılım firmaları ne insanların isteklerini karşılayabiliyor nede emeklerinin karşılığını alıyorlar.Emeklerinin karşılığını değil ayakkabımızın markasına bağlı lokantamızın ismine bağlı olduğumuz gibi marka ve patenlerini diledikleri fiyata satıyorlar.Ve bizi sömürüyorlar.Bunu da tek başına bir manda-soft olarak yapmıyorlar.Bir çete halinde tüm yazılımlarını birbirlerine uyumlu ve özgür yazılıma uyumsuz halde yapıp insanları bağımlı hale getirmeye çalışıyorlar.Tıpkı tütün satıcı firmalar gibi.örnek ooxml

Yine bu çete ve üyeleri ülke ülke gezerek kapitalist sistemi tercih etmiş yöneticileri ile birebir ilişkilere girip onlarla empati kurup kendi gizli kodlarını asıl hale getirmeye çalışıyorlar.Bunun için haksız kazandıkları dolarların bir kısmını da harcıyorlar.Kim ne kadar sebepleniyor bu işden bunu kimse bilemez tıpkı gizli kod gibi bu ilişkilerde gizleniyor.

Ülkemiz için örnek verir isek tamamen gizli kod uygulamasını benimsemiş bir Milli Eğitim
Bakanlığı bu şüpheyi uyandırıyor.Ben Milli Eğitim Bakanlığının hiç bir uygulamasını kullanamıyorum.Bana diyor ki,gideceksin şu çetenin gizli kodlarını satın alıp beni öyle kullanacaksın.Peki neden ? Benim sömürülmeme benim Bakanlığım neden aracılık eder.Hadi bırakalım dünyadaki diğer özgür yazılımları neden Tubitakın geliştirdiği Türkçe dağıtım olan pardusu kullanmaz, kullanılmasına izin vermez.Yanıtını ben bilmiyorum, ama şunu söyleyebilirim ki ben sömürülüyorum, bununla birlikte çocuklarımız da gizli kodun tiryakisi haline getirilerek bağımlı hale sokuluyorlar.

Bu çetenin reisi asıl kullanıldığı ülkede dahi haksız rekabet nedeni ile milyarlarca dolar tazminat ödemekte,hatta üyesi olduğumuz Avrupa Parlamentosu ve üye olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği de bu çete ye milyarlarca Avro para cezası kesmekte iken benim ülkem 12 milyonu açlık sınırının altında yaşayan halkım bu çeteye sömürtülmektedir.

Ceza yasası ve insan hakkı kavramlarının felsefinden bahsetmek istiyorum.Örneğin ülkemizde uygulamada hırsızlık düzenlemesinde malın değerinin az olması yada ağır ve acil bir ihtiyaçtan dolayı işlenmesi halinde verilecek cezada indirim yapılır yada hiç ceza verilmez Peki bu çetenin çalışması sayesinde işletim sistemsiz bilgisayar satışı neden yasak ?Bir bilgisayar işletim sistemsiz ne işe yarar ?Bilgisayar satıcıları bu çete ile nasıl bir işbirliğine girmişler ki gizli kod işletim sistemi olmayan bir sistemi satmazlar.

Burada temel hukuk kuralı olan yaşam hakkından bahsetmek isterim.Yaşam hakkı hukukun temelidir.İnsanın insan olabilmesi için yaşaması gerekir.Şimdi 12 milyon açlık sınırının altında yaşayan halkın ekmek çalmasına kim hırsız diyebilir.Sadece bu çete ve mensupları diyebilir sanırım.Bir benzetme yaparsak artık günümüzde iki dünya var biri bilgisayarlı yaşam diğeri doğal yaşam.Bir bilgisayarı insana benzetirsek onun yaşam hakkı için temel olan nedir ? Tabi ki işletim sistemi. Tıpkı insanların en azından yaşamak için ekmek yiyebilmeleri gibi.Peki biz yaşamak için bu çeteye ödeme yapmak zorunda mıyız?

Ülkemin bilgisayar kullanıcılarının % 90 nı bu çetenin gizli kodları ile çalışan sistemini kullanmakta imiş .bunların % 90 da korsanmış hırsızmış deniyor.Bunların kimin adına konuşulduğunu görecek gözlerden bakalım istiyorum Dünya `ya.

Bu yazıları okuyan birisi beni fanatik bir Stallman yanlısı olduğumu düşünebilir.İşin gerçeği, insanlığın henüz Stallman´ın düşüncelerine alışabileceğini ve uygulayabileceği bir seviyeye ulaşabileceğine ihtimal vermiyorum..Yinede iyi ki Stallman gibileri var iyi ki robin good lar var.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.özgür yazılımla özgürlüklerle olunuz.

O DEVRİMCİNİN GÖNLÜNDE

Posted by admin under şiir on Mayıs 30th, 2008.

ÇELİK GİBİ BAKIŞLARI VARDI

ÜRETKEN BİR DE BEYİN

KARA BİR KALEMİ VARDI

VE İSTEDİĞİ KADAR KAĞIT

KUVVETLİ ELLERİ VARDI

SAĞLAM BİR DE BÜNYE

AMA BİRŞEY EKSİKTİ

O DEVRİMCİNİN GÖNLÜNDE

SEVİLİRDİ

SAYILIRDI

BECERİKLİYDİ

KOŞARDI RÜZGARI YIRTARAK

SAĞLAMDI

KORKUTMAZDI ÖLÜM BİLE

AMA BİRŞEY EKSİKTİ

O DEVRİMCİNİN GÖNLÜNDE

HEP GÖZLERİ DALARDI

SUDA ÇÖZÜLEN KAN GİBİ

ANASINI DÜŞÜNÜRDÜ

SONRA BABASINI

AĞASI İPTEN DÜŞMÜŞTÜ

BİR FAHİŞENİN ÇAMAŞIRI GİBİ

BİR ŞEY DAHA VARDI

DOLU DOLU OLURDU GÖZLERİ

AMA AKMAZDI YANAĞA

O DEVRİMCİNİN GÖNLÜNDE…

İLK AŞKIM

Posted by admin under şiir on Mayıs 30th, 2008.

BİR TİTREMEDİR ELLERİM DE

SENİ DÜŞÜNÜP DURUYORUM

HALA O KUMSALIN ORTASINDA

YAŞAMIN ÇAKIL TAŞLARINI

TOPLUMUN AMANSIZ KURALLARINI

HEP SENİ DÜŞÜNÜYORUM

YAPTIĞIMIZ O KAÇAMAKLARI

HEYECANDAN ELLERİMİZİN TİTREMESİNİ

DUDAKLARININ KORKAKLIĞINI

TAPARCASINA SEVGİNİ

HEP SENİ DÜŞÜNÜYORUM

O ANLAMINI GÖZLERİMDE YİTİREN BAKIŞLARI

HEP SENİ DÜŞÜNÜYORUM

İLK ACEMİLİĞİNİ

SON KURNAZLIĞINI

İLK AŞKIM

HEP SENİ DÜŞÜNÜYORUM…

FANTAZİ

Posted by admin under şiir on Mayıs 30th, 2008.

SEN TAHTA SEN BİLİRSİN BENİ

NE KADAR APTAL NE KADAR ZEKİ

SEN BİLİRSİN ANCAK BENİ

AZ MI YAZDIM ÇİZDİM SENİ

AZ MI ISLATTIM GÖZYAŞLARIMLA

HEPSİ AKTI GİTTİ ÜSTÜNDEN

AMA YİNE DE SEN ANLARSIN SEN BENİ

SENİ GÖRSEYDİ BELKİ O DA ANLARDI

AMA NASIL ANLASIN..

O BÜLBÜLÜN BİLE ANLAMADI Kİ DERDİNİ

ONUN İÇİN GÜZEL TAHTAM

ÜZME KENDİ KENDİNİ…

BİR DAHA

Posted by admin under şiir on Mayıs 30th, 2008.

BİR DAHA

AMA BİR DAHA OLUR BU DUYGU BENDE

O ZAMAN

NEFRET DEĞİL

KİN DEĞİL

SENDEN YANA DUYACAKLARIM DA

YALNIZCA

DÜZENLİLİĞİN AHENGİ

KOKACAKTIR YAŞAMIMDA…

İSTANBUL’ LARA

Posted by admin under şiir on Mayıs 30th, 2008.

BU AKŞAM BİR BAŞKAYIM YİNE

SANKİ BİR FIRTINA ÖNCESİ

SANKİ BİR FIRTINA SONRASINDAYIM

HAYIR !..

İÇİMDEKİ İKİSİ DE DEĞİL

BİLİYORUM

AKŞAM OLURKEN EVDE

GURBET KOYDU YİNE

BİR YAĞMUR YAĞSA

BARDAKTAN BOŞALIRCASINA

YIKASA SOKAKLARI

VE BENİ İÇİMDEKİ DERDİ

GÖTÜRSE ÇOK UZAKLARA

İSTANBUL ‘ LARA

BELKİ RAST GELİRSİN O ZAMAN

GÖRÜRSÜN O AĞLAMAM DİYEN İNSANI

BELKİ DUYARSIN

ZOR ALINAN NEFESLERİ

KİMBİLİR

AĞLARSIN ONUNLA SENDE

BELKİ GÖTÜRÜRSÜN EVİNE

HEP ZAVALLI KEDİLERİ SEVMEZMİYDİN?

BELKİ GÜLERSİN YÜZÜNE

O DERT ŞİMDİKİ GİBİ SÜRÜNÜR

BELKİ BAKMAZSIN YÜZÜNE

O DERT DERDİNDEN ÖLÜR

O YAĞMUR BAŞLADI

YAĞIYOR BARDAKTAN BOŞALIRCASINA

BİR ŞEYLER KOPUYOR

BİR ŞEYLER SÖKÜLÜYOR İÇİMDEN

DERİN BİR NEFES ALIYORUM

ŞİMDİ

SENİ TANIMAMIŞ GİBİYİM…

eski versiyon.

Posted by admin under genel on Mayıs 18th, 2008.

Benzetmede hata olmaz !
Kafayi iyice bulmus,yalpalayarak giderken bir tanidiga rastlar.
–Yazik dostum,yazik,canina hiç acimiyorsun.Bu gidisle sen fazla yasamazsin.
Neyzen adamin yüzüne bakip gülümser.
–Ömür denilen,içi su dolu fiçiya benzer,içindeki,azar azar da kullansan,hepsini de bosaltsan,mutlaka biter.

neyzen tevfik

Sonraki Sayfa »
Özgürlük için Pardus-Linux.Org!